Bugun...
Reklam
Reklam
Ölmeden ÖLÜDENİZ (DEAD SEA) - ÜRDÜN


Neşe BAYRAÇ neş'eyle gezerken
nesebayrac@yahoo.com
 
 

Dünyanın dibi neresidir diye hiç düşündünüz mü? Bu seferki yolculuğumuz dünyanın en çukur yeri olan ÖLÜDENIZ – ÜRDÜN.

Ben de gitmeden bilmiyordum. Değişik kaynaklar 410 ile 430 metre arası derinlikler veriyor. Otelimiz 420 metre diyordu.

Çölün ortasında bir vaha gibi burası. Tam bir turizm merkezi olmuş. Yan yana dünyaca ünlü otel zincirleri. Otellerin oluşturduğu sahte yeşil dışında normalde çıplak dağlar. Resimde gördüğünüz karşıdaki çıplak dağlar İsrail'e ait hani şu bütün kavgaların merkezi Batı Şeria. İngilizce ismi ile West Bank.

Ölü Deniz diğer adı LUT gölü, İsrail ile Ürdün arasında sınır bölgesinde yer alıyor. Büyük bölümü İsrail’e ait.

Evet bu göl tuzlu idi ama ne kadar tuzluydu acaba? Hemen kimyacı boyutum devreye giriyor ve tuzluluk oranını araştırıyorum.  %33,7. Bu oranı şöyle açıklayabilirim. 100 gr. suda 33,7 gr. tuz çözünmüş. Bu rakamı anlamak için bizim sofra tuzu olarak bildiğimiz ve Ölü Deniz'deki en ana tuz olan Sodyum Klorür'ün sudaki çözünürlüğü 36,1 ile karşılaştırmak gerekir. Tabiki aynı sıcaklıkta yani 20'C. Bu ne demek ki NaCl (sodyum Klorür) 20'C'de 100 gr. suda en fazla 36,1 gr. çözünebilir. Daha fazla çözünemez. Tuz eklemeye devam ederseniz dipte çözünemeyen tuz kristallerinin çökelmeye başladığını görürsünüz. Buna çözeltinin doymuş hali denir. Dolayısı ile Ölü Deniz de hemen hemen doymuş NaCl çözeltisi kadar yoğun.

Verilen 33,7 rakamı sadece NaCl çözünürlüğü. Ölü Deniz'de suda başka mineral ve tuzların da olduğu düşünülürse gerçek değerin verilen 33,7 değerinden çok daha yüksek olduğu düşünülebilir.
Ama dünyada bundan daha tuzlu biri Antartika'da olmak üzere iki yer daha varmış.

Bu kadar tuzlu ortamda balık ve bitki gibi makroskobik deniz canlılarının yaşaması mümkün olmadığı için mikroskobik boyutta bazı mantarlar ve bakteriler yaşayabiliyormuş sadece. Bu kadarının bile yaşaması ilginç aslında çünkü tuzlama işlemi bildiğiniz üzere gıdaları koruma tekniğidir ve mikrobiyojik gelişmeyi önlemeyi hedefler. Demek çok spesifik mikroorganizmalar yaşayabiliyorlar.

Burası aynı zamanda dünyanın ilk şifa merkezlerinden biriymiş. Karadaki çıplak dağlar, denizde de canlılığın az olması polenlerin de az olmasına sebep olduğu için burası astım hastalarına tavsiye ediliyormuş. Ayrıca yeryüzünün en derin noktası olduğu için de güneşin radyosyon yayan UV ışınlarından uzak olduğu ve yüksek basınçlı atmosferi nedeniyle her türlü hastalığa iyi geliyormuş. 

Ölü Deniz'in suyu ve dip çamuru özel ambalajlarda piyasada kozmetik ürünü olarak satılıyor.
Dip çamuru Mısırlılar tarafından mumyalama işlerinde kullanılmış. Potas miktarı ile gübre olarak da kullanılmış.

3,7 milyon yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Boyuna 67 km. enine de 18 km. uzunluğunda.
Bugün karşılaştığım bir İsrailli Ölü Deniz'i besleyen su kaynaklarının son yıllarda hem İsrail hem de Ürdün devletleri tarafından kullanılıp Ölü Deniz'e aktarılmadığı için Ölü Deniz'in % 35 oranında  küçüldüğünü söyledi. Bu duruma engel olmak istiyorlarmış ancak her iki devlet de bu su kaynaklarına ihtiyaç duymakta oldukları için en iyisi Kızıldeniz'den su getirelim diye karar vermişler. Ancak, bu kararın Kızıldeniz'e kıyıları olan Suudi Arabistan ve Mısır gibi diğer Arap ülkelerini de etkileyeceği için kolay alınabilecek karar olmadığını da belirtti.

Bu bölge Kur'an’da lanetlenmiş bölge olarak geçiyor. Bölgede o dönemde yaşayan halk yoldan çıkıyor ve değişik sapkınlıklara başlıyor. Aile içi tecavüzler ve sapkınlıklar yaptıkları için Allah, Hz. İbrahim'in de hem akrabası (sanırım kardeşi) hem de onun gibi inançlı bir müslüman olan Lut'u insanları uyarması için gönderiyor. Lut, halka, Allah tarafından görevlendirilip onları uyarmak için geldiğini ve yaptıklarının sapkınlık olduğunu hemen vazgeçip yüzlerini Allah'a dönmelerini'' söylüyor ama onlar Lut'u dinlemiyorlar. Allah da bu kavmi hatta Lut'un karısı dahil olarak yok ediyor. Gölün yakınlarındaki heykel görünümlü bu taşın Lut'un karısının taşlaşmış hali olduğuna inanılmakta.  

 
Lut'un eşi kaynaklarda Madam Lut olarak geçiyor. Kendisi neden taşlaşmış diye soracak olursanız zaten biraz alevere dalevere bir tipmiş ve kocasını bırakıp gitmiş sapkınlara destek verdigi icinmiş. 
Tabiki bu duruma ''kocasının sözünden çıkan kadının sonu'' yorumu yapmak isteyenlere güzel bir ibret hikayesi.;)))

Neyse, bu kadar bilgiden sonra gelelim bizim gördüklerimize.
Yukarıdan bakınca aşağısı sanki sıradan bir deniz kenarı gibi duruyor.

Tipik sahil görüntüsü. Şimdiye kadar her şey normal.

Aşağı indikçe birden çamura bulanmaya çalışan insanları görmeye başlıyorsunuz.

Yukarıdan insanların çamura bulandığını görmek komik oluyor. Önce hayretle bakıyoruz.

Sonra tabi ki biz de operasyona başlıyoruz.

Önce denize girilerek ıslanılıyor ki çamur vücuda tutunabilsin. 

Ben bir kimyacı olarak bile bugüne değin yoğun tuzlu suyun da tıpkı şekerli su gibi son derece kaygan olduğuna hiç dikkat etmediğimi fark ettim. Denize girerken kaymamak için çok dikkat ederek girilmesi gerekiyor. İlk giriş oldukça taşlık. Zor yürünüyor ve birden derinleşiyor. Konsantrasyon yüksekliği nedeniyle suyun kaldırma kuvveti çok yüksek. Sanki su yüzeyinde bağdaş kurup oturacakmışsınız gibi. Zaten böyle oturup gazete okuyan insanların fotolarını gördüm internette. Kaynamaya attığınız bayat yumurta nasıl suyun yüzünde yuvarlana yuvarlana durursa aynen kendinizi bayat yumurta gibi suda yuvarlana yuvarlana yüzdüğünüzü hissediyorsunuz. Tabiki bu benzetmenin benim yaşım ile bir ilgisi yok. Her yaştan herkes bayat yumurta misali. Batmanıza imkan yok. Çok değişik bir his. 

İyi ki görevliler, ''yoğun tuzlu suyun yakıcı etkisi nedeniyle  yüzünüze, gözünüze su kaçırmamaya dikkat edin'' diyerek uyarıyorlar.  Yoksa, görüntü o kadar normal deniz görüntüsünde ki insan rahatlıkla buranın tuzluluğunun çok yüksek olduğunu unutabilir. Bu nedenle bildiğiniz denizlerdeki gibi iki kulaç atayım, dipten gideyim, karşı adadan çıkayım yok. Usul usul, hiç kıpırdamadan, yüzünüze gözünüze su fışkırtmadan suyun içinde durmanız lazım. 
Ben tabiki yüz, göz değil ama hafiften burnuma suyu çekmek istiyorum. Hem suyu hissedeyim hem de sinüslerime iyi gelir diyerek. Azıcık. Sadece deneme. Amman!!! Allahım. O nasıl bir histir. Bırakın burnum ve sinüslerimin temizlenmesi genzim, boğazım, ağzımdan dışarı parçalanmış halde çıkacak zannettim. Gözlerim pörtledi. Epey bir süre kendime gelemedim. O kadar yakıcı. Allah'tan dışarda ellerinde temiz su ile bekleyen görevliler alışmışlar hemen müdahale ediyorlar.

Sudan çıktığınızda vücudunuzda suyun kayganlığını halen hissediyorsunuz. Hatta bazıları bu durumu su vücudumu pürüzsüz yaptı olarak yorumladı ama yıkanınca geçiyor.

Sonra dışarı çıkıyorsunuz başlıyor şifalı çamura bulanma. 
Ortada bir küp var otel görevlileri tarafından her gün içi siyahımsı dip çamuru ile dolduruluyor.Herkes elini çamura daldırıp vücuduna sürüyor. Çamur epey killi bir çamur. Hani şu kozmetikte kullanılanlardan. Zaten her yerde de paketlenmiş halde satılıyor.
Bu aşamayı tamamlamış tüm gül cemalimle ben.

20 dakika sonra temizlenmeniz gerekiyor. Bunun için sahilde bir direğe kocaman bir saat konulmuş. Yukarıdaki resimlerde görebilirsiniz. Ama çalışmıyor. Saate inanırsanız yandınız. 

Temizlikte denizde oluyor.
Temizlenme aşamasındaki bu pozum bana İzmir-Çeşme Dalyan Marina çıkışındaki deniz kızı heykelini hatırlattı. Onun da böyle taşın üzerinde bir oturuşu vardır.

Çok çok  ilginç bir deneyimdi. Çok tavsiye ederim.

Gelelim olayın spirütüel boyutuna. 
İki boyutu var. 
1) Bir kere tuzlu su enerji dengeleyici ve negatif enerji atıcı olarak bilinir. 
2) Burası tıpkı Ka'be'de olduğu üzere dünyanın üzerinden geçen enerji hatları olarak bilinen Ley hatlarının üzerindeymiş. İnsana ayrıca bir enerji veriyormuş.

Buraya gelmeden Malezyalı arkadaşım Ürdün’e yaptığı gezi sırasında Ölüdeniz’e yaklaşırken yol boyunca yaşadığı spirütüel duygulara önce bir anlam veremediğini ve bu tür duyguları Kabe’de bile hissetmediğini söylemişti. Sonra okuyup baska insanlarla da konuştukça nedenini bulabilmiş. 
Açıkçası çok istememize rağmen biz bu boyuta bir türlü ulaşamadık. Bu boyuta geçmek konsantrasyon meselesi. Ortam çok önemli. Bizimki gibi bir grupla o boyuta ulaşılamazdı zaten. Ayrıca, insan kendini şartlarsa da olmuyor. Yalnız olmak önemli bir etken bence.

Ürdün’e gideceklere tavsiyem turlarını Petra, Akabe ve Kudüs'ü de alacak şekilde organize etsinler. Wadi Rum'da 1 gece Bedevi çadırlarında kalsınlar. Akabe, Kızıl Deniz'de olduğu için meşhur su altı dünyasını görebilmek için dalış yapsınlar. Deniz ürünleri yesinler. Kudüs çok enteresanmış. 

Ürdün değişik bir ülke. Bana göre ülkedeki en düzgün şey binalardaki numaralardı. Koskocaman ve düzgün sıralanmış. Bina dökülüyor ama üzerindeki numara  10 numara denir ya. Numaralandırmadan hiç taviz verilmemiş.

Bu geziden bir de patent alacak bir uygulama çıkarttık. Petra'da tüm güneş altında gezince her ne kadar yüzümüze güneş kremi sürsek ve vücudumuzu örtsek de burnumuz yandı. Biz de çareyi burnumuzu gözlüğümüz desteğinde peçete ile kapatmakta bulduk. Bu uygulama ile literature girmeyi planlıyoruz.

Türkiye'den bakınca Ortadoğu ilkel ve tehlikeli görünüyor olabilir. Ancak, unutulmamalıdır ki buralar insanlığın başlangıcı, uygarlıkların beşiği ve dinlerin ana vatanı. Müthiş bir tarih var. İçerisinden önemli dersler çıkartılabilir. 

Gezmek için de vizesiz ülkeler.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI