Bugun...
Reklam
Reklam
OXFORD


Neşe BAYRAÇ neş'eyle gezerken
nesebayrac@yahoo.com
 
 

Cambridge'e gittiğim hafta içerisinde bir gün de günübirlik olarak Oxford'a gittim.

Bu kez Kaan'ı görebilecektim.

Oxford, Londra’nın kuzey batısında yine tren ile yaklaşık 1 saat mesafelik bir yol. (80km.)

Şehir, İngiltere'nin en eski şehri olduğu söylenmekle birlikte, 9. Yy’da kurulmuş. Anadolu'da birçok şehrin M.Ö. 5.000-8.000 arası kurulduğu düşünülürse dünyadaki ününe karşın çok yeni bir şehir olduğu söylenebilir. Bu ünde dünyadaki sıralamada ilk üçte yer alan Oxford Üniversitesinin önemli bir yeri olduğu kesin.

Oxford, Cambridge’den biraz daha kalabalık olmakla birlikte 150.000 nüfusa sahip ama hala alıştığımız anlamda büyük bir şehir nüfusu kadar değil.

İngiltere'nin nüfusunun 60 milyon olduğu belirtiliyor. Bu kadar küçük nüfuslu şehirlerle nasıl bu ülke nüfusuna ulaşılıyor anlamadım doğrusu. Toplam şehir sayısı da Türkiye gibi 80 kusur değil. Değişik kaynaklar değişik sayı vermekle birlikte 50-60 seviyesinde olduğu söylenebilir. Londra'nın nüfusu bile 8 milyon seviyesinde ki bu popülasyon 14-15 milyon seviyesindeki Tahran ve İstanbul'dan çok düşük. Anlamadım ben bu işi.

Oxford'u görmek için heyecanlıydım.

Çünkü, benim gezimden bir kaç ay önce,  Eric Clapton; Phil Collins; Genesis; The Rolling Stones; Led Zeppelin; Crosby, Stills, Nash, and Young; Aretha Franklin; Ray Charles; Yes; Frank Zappa gibi daha bir çok ünlünün  yapımcısı, yine meşhur Atlantic Records'in kurucusu, rahmetli Ahmet Ertegün'ün eşi  Mica Ertegün rahmetli eşi ile, ikisi adına  Oxford Üniversitesi'ne hatırı sayılır bir bağış yapmıştı.

Kendi kendime, "ister misin Türk olduğum için Oxford beni tren garında karşılasın" dedim.

Ama, inince baktım kimse yok  :(((

Her yerde olduğu gibi Oxford'u da daha başka bir çok alternatif olmasına karşın yürüyerek yalnız gezdim.

Şehre hemen girişte alttaki taksiyi görünce, bir kimyacı olarak akrabamı görmüş gibi oldum. "Benim için Oxford güzel bir karşılama yapmış" dedim.

Resimde rahat görülebilir mi bilmem ama taksinin üstü periyodik tablo ile kaplıydı.

Sonra şehri gezdikçe buranın Kimyacılar için bir cennet olduğunu gördüm.

Binalar klasik dönem mimarisinde. Ama çok siyahtılar. Şehir tüm Harry Potter filmlerindeki görüntü gibi siyahtı. Bu benzetmenin sonucunda beni bir sürpriz bekliyordu. Sürprizimi birazdan açıklayacağım.

Birazcık içimin karardığını söylemeliyim.  Eski şehir kendimi ortaçağ İngiltere’sinde hissettirdi.

Avrupa şehirlerinin vazgeçilmezi bisikletler burada da yaşamının merkezinde yer alıyordu ve zaman zaman otantik mimari ile bisikletler güzel bir uyum içinde görüntü veriyorlardı.

Oxford'da tüm İngiltere'de olduğu gibi çok güzel mimari örnekler gördüm.

Meğerse, Harry Potter filmleri Oxford'da çekilmiş. Hiç bilmiyordum. Filmin çekildiği meşhur Christ Church ve onun meşhur yemek salonu. Resmen ziyaretçi akını vardı. Zaten yazar J.K. Rowling Oxford'un fahri hemşerisi. Şehre ciddi bağışlar yapıyormuş.

Tüm günün yorgunluğu üzerine dönüş yolundaki bu kendi birasını kendi yapan minik birahane ile karşılaşmak benim için günün sürprizi oldu. Meğerse Clinton'ın bile uğramadan geçmediği meşhur bir yermiş.

Yaptığım araştırmalarda Oxford'un biracılıkta meşhur olduğunu gördüm.

Kaçar mı, serde biracılık olunca, hemen kendime bir güzellik yaptım. Tabi ki İngiltere'ye gelinir de Ale içilmez mi. Ama ben bir biracı olarak sadece Ale ile de kalmadım. Yorgunluğumu aldı resmen. Taze bira tadını özlemişim.

Oxford Üniversitesi de kolejlerden oluşmakta. Kaan Queen's Kolejde eğitim aldı. Yalnız buradaki kolejler daha bir şehrin içinde ve daha az yeşil geldi.

Cambridge gibi 7-8 saat boyunca yürüyerek gezdiğim Oxford, hatıralarımda, siyah şehir olarak yer alacak.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI